Uzak bir köyde küçük bir çiftlik varmış. O çiftlikte de yaşlı bir çiftçi varmış.  Çiftçinin bembeyaz sakalları göbeğine kadar uzanırmış. Sabahları uyanınca başına kocaman hasırdan şapkasını takıp, üstüne mavi bir tulum ve kareli gömleğini giyermiş.

Yaşlı çiftçinin çiftliğinde bir sürü tavuk ve horozları varmış. Yaşlı çiftçi onlara yemlerini  verirmiş. Onlarla konuşurmuş. Konuşurken de tavukların yumurtalarını toplarmış. Yaşlı çiftçinin bir de çoban köpeği varmış. Adı da max’miş. Max yaşlı çiftçinin peşinden hiç ayrılmazmış. Onunla uyur onunla kalkarmış. Sevimli mi sevimli, güçlü mü güçlü, akıllı mı akıllı bir çoban köpeğiymiş.

Çiftlikte bir sürü hayvan beslermiş bizim yaşlı çiftçi. Beş tane ineği varmış. İneklerin hepsi kocamanmış. Yaşlı çiftçiden bile büyükmüş. Her gün ineklerden süt sağarmış. O sütleri yumurtalarla birlikte köyde yaşayan insanlara satarmış. Sonra çoban köpeği max ile oynaya oynaya evine gelirmiş.

Yaşlı çiftçinin iki tane atı varmış. Atlardan erkek olanı siyah, dişi olanı beyazmış. O iki atında küçük mü küçük, sevimli mi sevimli yavrusu varmış.

Yaşlı çiftçi atların yemlerini verdikten sonra onları ahırlarından çıkartıp çiftliğin hemen yanındaki araziye onları bırakırmış. Atlar o arazide çok ama çok hızlı koşup birbirleriyle oynarlarmış.

Yaşlı çiftçi atların oyunu bittikten sonra erkek olan atına semerini koyup üstüne binmiş. Yanından hiç ayrılmayan köpeği max ile ormanın yolunu tutmuş.  Orman yolunda karşılarına beyaz bir tavşan çıkmış. Beyaz tavşan demiş ki;

– Karnım çok acıktı yaşlı çiftçi demiş.

Yaşlı çiftçi:

– Al sana çok güzel ve taze havuç vereyim demiş.

Beyaz Tavşan:

– Çok teşekkür ederim yaşlı çiftçi. Yolun açık olsun.  Ormanda dikkat et demiş.

Yaşlı çiftçi Beyaz Tavşana gülümsedikten sonra yoluna devam etmiş. Ormanın ortasına geldiklerinde karşılarına kocaman bir ayı çıkmış.

Büyük Ayı;

-Yaşlı çiftçi karnım çok acıktı. Ormanda hiç yemek bulamadım demiş.

Yaşlı çiftçi:

-Büyük Ayı. Bak hemen oradaki çam ağacında kocaman bir arı kovanı var, sen çok seversin demiş.

Büyük Ayı çam ağacına bakmış ve kocaman arı kovanını görmüş ve çam ağacına tırmanarak balı afiyetle yemiş. Tabi arı kovanında bulunan arılar Büyük Ayıyı görünce hepsi korkarak “vızzzz” diyerek kovandan kaçmışlar. Büyük Ayı balı afiyetle yedikten sonra Yaşlı çiftçiye teşekkür etmiş.

Yaşlı çiftçi yoluna devam etmiş.  Ormanın karanlık bölgesine yaklaştıklarında karşılarına kocaman bir yılan çıkmış. Yaşlı çiftçinin köpeği max hemen yılanın önüne geçmiş ve;

– Uzak dur büyük yılan demiş.

Büyük yılan:

– Sakin ol çoban köpeği demiş ve yaşlı çiftçiye nereye gidiyorsun diye sormuş.

Yaşlı çiftçi:

-Ormanın sonuna gidiyorum demiş.

Büyük yılan:

-Ormanın en karanlık bölgesi çok tehlikeli demiş. Dikkatli olman gerekir demiş.

Yaşlı çiftçi:

– Merak etme büyük yılan.  Dostlarım yanımda onlar beni korur demiş.

Büyük yılan tıslayarak:

– Sen yine de dikkatli ol. Orası çok tehlikeli demiş ve hızla sürünerek çalıların arasında kaybolmuş.

Yaşlı çiftçi ormanın en karanlık yerine gelmiş. Biraz korkuyormuş. Ama dostları yanında olduğu için de kendini güvende hissediyormuş. Orman o kadar karanlıkmış ki hiçbir şey göremiyormuş. Baykuş sesleri arasında ilerlemeye devam etmiş.  Birden bire yarasalar yaşlı çiftçinin ve dostlarının  üstüne doğru uçmuş. Yaşlı çiftçi elindeki sopa ile köpeği max de havlayarak kovalamış yarasaları ve ormanın karanlık bölgesinde ilerlemeye devam etmişler.

Ormanın sonuna geldiklerinde bir de bakmış ağaçların arasından güneş ışıklarını görmüşler. İlerlemeye devam etmişler ve ormandan çıkmışlar. Bir de ne görsünler kocaman kapılı bir şato. Etrafında da nehir. Yaşlı çiftçi ve dostları kocaman kapılı şatoya yaklaşarak söyle seslenmiş.

– Kimse var mı, kimse var mı, kimse var mı.

Birden kapı açılmaya başlamış. “tır tır tır tır” Yaşlı çiftçi ve dostları korku dolu gözlerle kapının açılmasını izlemiş.

Kocaman şatonun kocaman kapısı tamamen açılınca bir de ne görsünler! Küçücük, tatlı mı tatlı,  güzel mi güzel bir kız çocuğu. 

Kız çocuğu; 

– Hoş geldiniz.  Hadi gelin doyasıya eğlenelim demiş.

Yaşlı çiftçi ve dostları hem şaşırmış hem de sevinerek şatonun kocaman kapısından geçmişler ve doyasıya eğlenmişler…

Yazar:

Bülent KORKUT

Batuhan’a Hikayeler.23 Kasım 2014 Pazar